AHMED
DAVUDOĞLU
401 -
403 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Hadis-i Şerif sahabenin
mürsellerindendir. Çünkü Ai§e (Radıyallahu Anha) Bu hadiseye erişmemiştir.
Binaenaleyh onu ya bizzat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den yahud bir
sahabiden işitmiştir. Sahabinin mürseli ise ulemanın ittifakı ile Huccet'tir.
Bu babta muhalefet eden yalnız Ebu İshak el-Esferaini olmuştur. Ona göre böyle
bir hadisle ihticac olunamaz. Yalnız Ravî sahabeden başkasından rivayet
etmediğini söylerse rivayeti kabul olunur. İbni Salah: «İbni Abbas (Radıyallahu
Anhum) ile Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den hadis dinlemeyen diğer genç
sahabenin rivayet ettikleri hadisler mevsul ve müsbet hükmündedir. Çünkü
bunların rivayetleri sahabedendir. Sahabenin bilinmemesi ise zarar etmez.»
demiştir. Nevevî: Doğrusu da budur. Şafiî'nin ve Cumhuru ulemanın mezhebi de
budur.» diyor.
Tibî diyor ki: « Aişe
(Radiyallahu Anha)'nm bu hadisi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiği
anlaşılıyor. Çünkü rivayeti esnasında: «Melek beni alarak sıkıştırdı, dedi.»
cümlesiyle hadisi bizzat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den işittiğini
beyan ediyor.» Hasılı Hz . Aişe (Radiyallahu Anha) kimden İşitmiş olursa olsun
bu hadis muttasıl ve müsnet hükmündedir.
Vahiy: Lügatte gizlice
bildirmek, işaret etmek yazı yazmak, risalet ve ilham manalarına gelir. Bu
kelime fiil olarak «Vahayehi» ve «evha-Yuhî» şekillerinde kullanılırsa da «evha»
şeklinde kullanılması daha fasihtir. Kur'an-ı Kerîm'de de bu şekilde varid
olmuştur. Bazan vahiyden ism-i mefu'l manası yani vahiy edilen şey kasdedilir.
Şeriat ıstilahinda vahiy
Allah Teala'nm Nebilerinden birine indirdiği kelamına denilir. Ulemadan bir
çoğu Resulüü: «Kendisine mucize ile birlikte kitap indirilen zattır» diye tarif
etmişlersede bu tarif doğru değildir. Çünkü Hz. Adem, Nuh ve Süleyman
(Aleyhisselam) gibi bir çok Resullerin Resul olmamasını icap eder. Bu zevat
bilittifak Resul oldukları halde kendilerine kitap iııdirilmemiştir.
Nebiyi dahi: «Kendisine
kitap indirilmese bile Allah Tealadan haber veren zattır.» diye tarif
etmişlerdir. Sahih olan tarife göre Resul: Kendisine kitap indirilen yahud
melek gönderilen zattır.» Nebiy ise : »Allah Teala'nın ahkamı tebliğe yahud
başka bir Resule tabiî olmaya memur kıldığı zattır. Binaenaleyh Resul ile Nebî
arasında mantık yönünden umum ve husus-u mutlak vardır. Her Resul Nebî'dir
fakat her Nebî' Resul değildir.
Vahyin mahiyeti: Nebiler
(Salevatullahi Aleyhim) hazeratından başkasına malum değildir. Binaenaleyh
bundan kimsenin bahsetmeye hakkı yoktur. Ancak vahyin meratip ve envaî ve nüzul
zamanında hazır bulunup görenlerin naklettiği bazı eserleri vardır ki; Onlardan
bahsedilebilir. Buharî Şarîhi Aynî 'nin beyanına göre Nebiler hakkında vahiy üç
kısımdır.
1 - Musa (Aleyhisselam)\n işittiği gibi kelam-ı kadimi
işitmek sureti ile olur. Bu şekil vahiy nass-ı Kur'an ve bir çok sahih
hadislerle sabittir.
2 - Melek göndermek
sureti ile olur.
3 - Allah Teala
tarafından gönderilen Melek vasıtasiyle peygamberin kalbine yerleştirmek sureti
ile olur. Nitekim Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in; «Ruhu'I-Kudüs (yani
Cebrail A.S.) benim nefsime üfürerek yerleştirdi...»Hadis-i şerifi bu hakikati
natıktır. Hz. Davud (Aleyhisselam)'a gönderilen vahiyin de bu kabilden olduğu
söylenir. Diğer Nebilere gelen vahiyler ilham sureti ile olmuştur.
Süheyli, vahyin yedi
suretle vuku bulduğunu söyler: Şöyleki.
1 - Sadedinde
bulunduğumuz hadiste beyan edildiği gibi uyku halinde rüyada bildirilir.-
Hatta. İbni İshak'ın rivayetine göre
vahyin başlaması evvela geceleyin rüyada olmuş ertesi günde uyanıkken vahiy
gelmiştir. Ulemadan bazıları uyanıkken nazil olan her vahyin evvelce rüyadada
bir kere nazil olduğunu iddia ederler.
2 - Nebie vahiy çan sesi
gibi bir seda halinde gelir, Bu ses ya meleğin kendi sesi yahud da kanatlarının
Şesidir; Vahyin bu sureti pek şiddetli idi onun için Resulü Ekrem
(Sallaİlahu:Aleyhi ve Sellem) pek büyük zahmet çeker, mübarek yüzü terler içinde
kalırdı,
3 - Vahiy .uyanıkken
melek tarafından Nebiin kalbine ilka edilir fakat; melek gorühmez bunun
mücerredi "bir ilham olmayıp vahy-i ilahî olduğuna Teala Hazretleri bir
ilm-i zaruri halk ederdi.
4 - Nebie melek insan
şeklinde gelir. Nitekim Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sel!em)'e Cibril-i
Emin bazan Dihyetü'l-kelbi ismindeki sahabî-i celil suretinde gelirdi. Bu zatın
suretine girmesi onun akran-u emsali arasında en güzel olmasındandır deniliyor.
Hatta kadınların fitne ve tuzağına düşmemek için peçe takındığı rivayet olunur.
Başka surete girdiği de vakidir.
5 - Nebie Cibril-i Emin
(Aleyhisselam) kendi sureti ile ve herbiri gökyüzünü kaplayan altıyüz kanadı
ile görünerek vahiy getirir ki bu iki defa vaki olmuştur.
Birincisi Hira dağında
buradaki hadisi getirdiği zaman vakî olmuştur. Bu dehşetli manzarayı görür
görmez Resulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tehammul edemeyerek baygın
düşmüşlerdi.
İkincisi Leyle-i
Mi'racta (Mirac gecesinde) Sidretu-l-Münteha yanında olmuştur.
6 - Allah Teala Nebii
ile hicap arkasından konuşur. Müslim'in rivayet ettiği bir hadise göre Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de 15 sene vahyi işitmek sureti ile telakki
etmiştir yedi sene vahiy esnasında bir ziyadan başka bir şey görmemişdir.
7 - Vahyi bazen Cibril-i
Emin değil de İsrafil (Aleyhisselam) getirir. Şabi'nin rivayet ettiği bir
hadise göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e üç sene vahyi İsrafil
(Aleyhisselam) getirmiş ve olduğu şekilde görünmüş sonra onun yerine Cibril.
Emin (Aleyhisselam) tevkil buyurulmuştur.
Maamafİh ulemadan bu hususa itiraz
edenler olmuştur.
Sadık rü'ya: İçerisine
Şeytanın haltiyatı karışmayan doğru rüyadır. Uyku halinde ekseriya görülen
karışık şeyler ve ağır basmalar sadık rü'ya değildir. Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem): «Sadık rüya Nebiliğin kırk altı cüz'ünden bir cüz'dür.»
buyurmuştur. Vahi evvela sadık rüya ile başlamış; altı ay bu şekilde devam
ettikten sonra uyanıkken gelmiş; bir daha yirmi üç sene minval üzere devam
etmiştir. Bir rivayette: «Sadık rüya Nebiliğin yetmiş cüzünden bîr cüzdür.»
buyurulmuştur. Ulema bu iki rivayetin arasını bulmuş ve: «Rüya, görenin haline
göre değişir. Sıddıykların rü'yasi 46 cüzden bir cüzdür. Sair müminlerin rü'yası
ise 70 cüzden bir cüz olur.» demişlerdir.
Vahyin bu yedi suretten
başka bir iki sureti daha bulunduğunu söyleyenlerde vardır. Kaadî İyaz ile
diğer bazı ulemanın beyanına göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vahyin,
rüya ile başlaması onu bu işe alıştırmak içindir. Çünkü birdenbire melek
karşısına çıkmış olsa beşer kuvveti tehammul edemezdi.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'e tenhaya çekilmenin sevdirilmesi yalnız kaldığı zaman kalbi
her türlü dünyevî kayıtlardan azade kalacağı içindir. Bu da tefekküre dalmaya
ve huşua yardım eder. Hıra mağarası Mekke-i Mükerremeye üç mil mesafede ve
Mekke'den Mineye giden yolun sağındadır.
Hacca gidenler pekala bilirlerki Hira dağı tepeye doğru çıktıkça
sivrilmiş ve adeta Kabe-i muazzamaya doğru rüku edercesine eğilmiştir. Bu hususta
tetkikat yapan bazı zevatın bildirdiklerine göre Mekke'nin etrafında bulunan
bütün dağlar. Kabe-i Muazzama'ya doğru rüku halindedir. Mezkur Mağrada Resulü
Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) günlerce ibadet eder fakat kendisine vahiy
geleceği hatırından geçmezdi. Bundan dolayıdır ki hadis-i şerifte: «Ansızın
emr-i Hak karşısına çıkıverdi.» denilmiştir. «Ben okumak bilmem» cümlesi Kaadî
İyaz 'in beyanına göre ulema arasında ihtilaflıdır. Bazıları bu
cümledeki «ma» yi nafiye diğer bazıları da istihfamiyye olduğunu
söylemişlerdir. Fakat Nevevî Nafiye olduğunu tasvib etmiş istihfhamiyye
olmasını doğru bulmamıştır, Meleğin Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üç defa
sıkıştırıp salması getirdiği vahyi kabule onu hazırlamak hikmetine mebnidir.
Bazıları bundan ibret alarak muallimin talebesini derse karşı uyanık ve hazır
bulunmağa davet etmesi gerektiğini söylerler.
Hadis-i Şerif ikra'
suresinin başındaki beş ayetin Kur'am Kerîn'in ilk nazil olan ayetleri olduğunu
gösteriyor. Nevevî Selef ve halef ulemasının cumhuru buna kaildir, doğrusu da
budur diyor.
Kur'an-ı Kerîm'in ilk ayetinin
oku! diye başlaması ikinci ayetinde yazının emrolunması İslamiyeti kötülemekten
zevk duyan din düşmanlarının beyinlerini parçalayan bir saikay-ı hak ve bir
barika-ı hakikattir. Bugün medeniyetin ölçüsü okuyup yazma nisbeti ile temizlik
hususunda sarfedilen sulardır. Daha açıkçası hangi millette okur yazar çok
bulunur ve çok su harcanırsa o millet medenî sayılır. İşte Kur'an-ı Kerîm'in
ilk emirleri bu hakikatları ihtiva etmektedir. Hira dağında nazil olan bu ilk ayetlerde
okumakla yazmak emredilmiş bir kaç zaman sonra inen «müddessir» suresi ayetlerinde
de temizlik farz kılınmıştır.
Müslüman yeyip içip hoş
geçmek için değil, çalışıp çabalayıp bir çok zahmet ve külfetlere katlanarak ahiret
hayatını, o ebedî saadeti kazanmak için uğraşır.
Bu hakikat dünyaya dar-ı
teklif adı verilmekle ifade edilmiştir. Teklif külfet yüklemektir. Müslüman
dünyada bir çok dünyevî ve uhrevî külfetlere katlanır. Dinin emir ve
nehiylerine riayet eder. Bu cümleden olmak üzere dinin şanını yükseltmek için
dünyasını da mamur eder onun için rahat yeri cennettir. Cenab-u Hak bil cümle
din kardeşleri ile birlikte bizide o selamet diyarına çıkan bahtiyarlardan
eylesin (amin).
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Cibril-i Emini görünce o ana kadar görmediği bu şa'şaadar
manzara karşısında beşeriyet iktizası ürkmüş korkudan titriyerek ümmul mu'minin
Hadice (Radiyallahu Anha) nezdine dönmüştü. İki defa kendilerini sarıp
örtmelerini emretmiş biraz yatarak kalbinden korku zail olunca: «Filhakika
kendimden korktum.» diye söze başlayarak başından geçenleri Hadice
Annemiz'e anlatmıştı.
Kaadî İyaz diyor ki: «
ResululIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in korkması gelen vahyin Allah 'tan
olup olmadığında şüphe ettiği manasına alınmamalıdır. Onun korkması bu işi
kaldıramayacağı ve vahyin sıkletine tahammül edemeyip mahvolacağı mülahazası
iledir.»
Hz . Hatice (Radıyallahu
Anha), Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i teskin etmiş kendilerine
rahat ol-dedikten sonra: «Allah Teala seni hiç bir zaman utandırmaz» diye yemin
etmiş buna sebep olarak da Fahr-i Kaina t (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
akrabaya yardım, doğruyu söylemek, acizlere yardım, fakirlere muavenet gibi
mümtaz vasıflarla mevsuf olmasını göstermiştir.»
Cümlesi şeklinde de
rivayet edilmiştir. Maamafih sahih ve meşhur olan rivayet birincisidir.
Bazılarına göre ma'na itibarı ile her iki rivayet birdir. Aralarında fark
görenler olmuşsa da Nevevî bunun zayıf
olduğunu söyler.
Ülema-i kiram Hz. Hadice
(Radıyallahu Anha) 'nın bu sözlerinden güzel ahlak ve hayır işlerin bir
kimsenin selametine sebep olacağı manasını çıkarmışlardır. Rivayetlerin birinde
Hz. Hadice'nin Varaka'ya amca diğerinde amcamoğlu dediği zikrediliyor. Bunların
her ikiside doğrudur. Esasen Varaka Hz. Hadice'nin amcasıoğludur... Maamafih
bir insan amcasıoğluna mecazen amca diyebilir. Nitekim Türklerde de adet
böyledir. Zaten Araplar konuşurken hürmeten büyüklerine amca derlerdi. Bu
hürmet amcamoğlu demekle ifade edilemez.
Namusdan murad Cibril-i
Emin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dir. Lügat ulemasının beyanına göre namus
hayırlı bir sırrı taşıyan kimseye derler. Kötü sırrın sahibine de casus
denilir. Herevî:«Cibril-i Emin'e namus denilmesi Allah Teala 'nın onu vahiy ve
gaip işlerine tahsis ettiği içindir.» diyor.
Bu hadiste namusun Musa
(Aleyhisselam)'a gönderilen melek olduğu beyan ediliyor. Sahiheyn'de ve diğer
hadis kitaplarında meşhur olan budur. Bazı hadislerde Musa yerine îsa
(Aleyhisselam) zikredilmiştir, ki ikiside sahihtir.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) 'in vahiy gelmezden Önce Hira dağında yaptığı ibadetin
mahiyeti hakkında ulema ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına göre kendinden Önceki
şeriatlardan birine tabî olarak ibadet etmiştir. Cumhur-u ulemaya göre ise; hiç
bir şeriata tabi' olmadan Allah Teala'nın kendisine ihsan ettiği ma'rifet nuru
ile ibadet ederdi. Bir şeriata tabi olarak ibadet etmiştir, diyenler kendi
aralarında ihtilaf etmişler ve bu ihtilaf neticesi ortaya sekiz kavil
çıkmıştır.
1 - Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem), İbrahim (Aleyhisselam) şeriatı ile ibadet etmiştiir.
2 - İsa (Aleyhisselam)
şeriati ile
3 - Nuh (Aleyhisselam)
şeriati ile
4 - Musa (Aleyhisselam)
şeriati ile
5 - Adem (Aleyhisselam)
şeriati ile ibadet etmiştir.
6 - Kendinden önce geçen
gayri muayyen bir şeriat ile ibadet etmiştir.
7 - Geçen bütün
şeriatlar Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şeriattı.
8 - Bu babta bir şey
denilemez tevakkuf olunur. İmamül Harameyn ile Amidi'nin mezhebi budur.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in o zamanki ibadeti tefekkür ve ibret alma sureti ile
olmuştur. Cibril-i Emin'in ilk vahiy getirmesi de İbni Sa'dın rivayetine göre
ramazanın on yedinci gününe tesadüf eder Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o
zaman 40 yaşlarında idiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Gerçekten
kendimden korktum.» sözünün manası üzerinde ulema ihtilaf etmişler ortaya on
iki kavil çıkmıştır.
1 - Delirmekten ve
gördüğü şey'in kehanet-olmasından, korkmuştur. Ebu Bekr İbni- Arabî bu kavilin batıl olduğunu
söylemiş Aynî dahi onu batıl olmaya layık görmüştür.
2 - Gördüğü şey'in bîr
hayal olduğundan korkmuştur. Bu kavil dahî batıldır.
3 - Korkudan öleceğim
diye endişe etmiştir.
4 - Bu işin altından
kalkamayacağından ve vahyin sıkletine tahammül edemiyeceğinden korkmuştur.
5 - Meleğe bakmaktan aciz
kalarak öleceğinden ve gördüğü dehşetten kalbinin yerinden oynayacağından
korkmuştur.
6 - Nebi olduktan sonra kavminin
eziyetlerine sabredememekten
korkmuştur.
7 - Kavminin kendisini öldüreceklerinden
korkmuştur. Bu kavli Süheyli hikaye etmiştir.
Aynî de bunda bir
garabet görmeyerek: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir beşerdir.
Öldürülmekten ve eza edilmekten korkmuş olabilir sonra Allah korkusu ona her
şey'e sabrı ehven göstermiş ve kalbine her türlü şecaat ve-kudreti
celbetmiştir.» diyor.
8 - Nebi olması dolayısı
ile vatanından ayrılacağından korkmuştur.
9 - Ebu Bekr İsmaîli'ye
göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine gelenin Allah tarafından
gönderilme bir melek olduğunu ilm-i zarurî ile bilmeden önce korkmuştur.
10 - İnsanların kendisi
hakkında atıp tutacaklarından korkmuştur.
11 - İbni Ebu Hamza'ya
göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) meleğin sarsmasından korkmuştur.
12 - Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu sözü ani olarak karşısına çıkan dehşetten hasıl
olan korkuyu ihbardır. Nitekim insan görmediği ve bilmediği bir şeyle ansızın
karşı karşıya gelince ürker.
Acaba Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) kendisine gelenin şeytan değil de Cibril-i Emin olduğunu
nereden bilmiştir? Keza getirdiği vahyin batıl değil hak olduğunu nasıl
anlamıştır?.. Bu suale Ayni şu cevabı vermektedir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in yalancı değil sadık olduğunu ispat için Allah Teala bize mucize
denilen delili nasıl ikame etti ise; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e de
gelenin şeytan değil melek olduğuna ve Allah tarafından gönderildiğine delil
halk etmiştir.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in ibadet için Hira dağını tercih etmesi bazılarına göre
üzerinden Kabe-i Şerif'e göründüğü içindir, ki bu da bir ibadettir.